Kayıtlar

Umut, Hayal Kırıklığı ve Hayata Güvenmek Üzerine Düşünceler

Resim
Hayatta bir şeyleri gerçekleştirmek için bizi iten güce umut diyoruz. Aslında temelde, o şeyin olabileceğine dair duyduğumuz inanç bizi harekete geçiriyor. İstek, motivasyon ve azmimiz de tam olarak buradan doğuyor. Zaten hayat biraz da bu inançla yürüdüğümüz bir yolculuk değil mi? Elimizden geleni yapıyor, emek veriyor, seçimler yapıyoruz. Ama bir yandan da her şey bizim kontrolümüzde değil. Hayatın kendi ritmi, kendi zamanlaması ve bize hazırladığı sürprizleri var. Kontrol edebildiklerimiz kadar, kabullenmeyi öğrenmemiz gereken şeyler de var. Fakat bazen o inanç kırılıyor. İstediğimiz şeyin gerçekleşme ihtimalinin zihnimizde sıfırlandığını hissettiğimiz anlar oluyor. İşte onun adı: hayal kırıklığı. Duygular arasında sevginin gücünü hep çok önemsemişimdir. Kalpte yarattığı o titreşim bana hep büyülü gelmiştir. Sevmek; bir çiçeği, bir fincan kahveyi, bir dostu, bir şehri, bir işi ya da bir insanı… Kısacası hayata karşı duyulan heyecanı, merakı ve tutkuyu. Fakat son zamanlarda üz...

Hayata Güven: Kendi Yolunun Üzerindesin

Resim
Son birkaç yıldır üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biri: kendi yolunun üzerinde kalabilmek ve kaderin akışını kabul edebilmek. İnsanın hayatında kontrol etmeye çalıştığı pek çok şey oluyor. Hepimiz bunu çoğu zaman fark etmeden yapıyoruz. Egolarımızın ve düşüncelerimizin gölgesinde yaşıyor, kararlarımızı da çoğu zaman oradan veriyoruz. Belki de bu yüzden öfke ve haset hayatlarımızda sevginin önüne geçiyor. Sevginin sıcaklığını kaçırıyoruz. Çünkü kendimizle temasımız azaldıkça hayattan alacaklıymışız gibi davranmaya başlıyoruz. İsteklerimiz gerçekleşmediğinde ya da beklemediğimiz durumlarla karşılaştığımızda ise öfkenin ve huzursuzluğun esiri olabiliyoruz. Oysa kendimizi tanımak, ne istediğimizi ve ne istemediğimizi bilmek, kendimizle gerçek bir temas kurabilmek… Bunlar hayatı biraz daha anlamaya ve belki de akışta kalabilmeye imkân veren şeyler. Olaylar karşısında duygusal dalgalanmalar yaşamak çok normal. Ama beni uzun zamandır düşündüren şey, aynı olaya neden farklı insanlar...

Hayata Temas Etmek Üzerine: Umursamak ve Kabullenmek

Resim
İnsan umursamadan yaşayabilir mi, yoksa olgunluk umursamayı bırakmak değil de onunla yaşamayı öğrenmek midir?      Hayatta başımıza gelen olaylar karşısında genellikle “kafana takma”, “umursama” gibi tavsiyeler duyuyoruz. Hatta bu düşünce üzerine yazılmış kitaplar bile var. Ancak bence asıl mesele bir şeyi kafaya takmamak ya da umursamamak değil. Çünkü insan, değer verdiği şey üzerine düşünür; önemsediği şey canını acıtabilir, içini sıkabilir ya da kabullenmekte zorlanmasına neden olabilir. Bu, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Hayattaki hiçbir şeyi umursamamak, hiçbir şeyi kafaya takmamak; halk arasında söylendiği gibi “gamsız” olmak, bana göre her zaman güçlü olmak anlamına gelmiyor. Bazen bu durum duygularla mesafeli bir ilişki kurmanın ya da bağ kurmakta zorlanmanın da bir sonucu olabilir. Oysa sağlıklı olan, hiçbir şeyi umursamamak ya da karşımızdakini yok saymak değil; bir zamanlar verdiğimiz değerin, sevginin ve emeğin hakkını teslim ederken artık her şeyin eskis...

Kendilik Yolculuğu

Resim
Her insanın bir yaratılış amacı ve kendine özgü bir fıtratı olduğuna inanıyorum. Bence asıl mesele, insanın kendi varoluş amacını anlayabilmesi ve bu amacı gerçekleştirme uğruna yaşayabilmesi. Yaşamak… Yoluna çıkan tüm zorluklara, mutluluklara ve hayal kırıklıklarına rağmen düştükten sonra yeniden kalkabilmek ve kendi yoluna sahip çıkabilmek. Öyle bir sahip çıkış ki bu; başına gelen her şeyin seni kendilik yolunda başka bir yöne götürmek, sana bir şey öğretmek ve daha iyi bir “sen”e ulaştırmak için olduğuna yürekten inanmak. Hayat yolculuğunda insanın başına her şeyin gelebileceğini, bazı şeyleri gerçekten kontrol edemeyeceğimizi ve bunun aslında kötü bir şey olmadığını kabul etmek… Sadece o an için çok çok zorlanacağını bilmek. Ne zaman kıyas yapma ya da adaletsizlik duygusuna kapılsam, asıl o zaman kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Çünkü olan her şey, senin yolunda ve senin için. Kendilik yolculuğunu, düşünmeyi ve hissetmeyi çok seviyorum. Her ne kadar içinde yaşadığımız çağ...

Belki de asıl mesele; kendi yolumuza inanıp, sevgiyle yürüyebilmektir

Son yazımda ilahi ilhamdan ve “hayat sarhoşu” olma halinden bahsetmiştim. Hani bazen içimizde kelebekler uçuşturacak kadar güzel bir his olur ya… Sevginin ve yaşama sevincinin içimize sığmayıp taştığı anlar. Ben buna hayat sarhoşluğu diyorum. O anlarda kalbimde çok güçlü bir şey hissediyorum. Farklı bir tını gibi… Ve çoğu zaman farkında bile olmadan elim kalbime gidiyor, “çok şükür” diyorum. Bu bilinçli bir şey değil, tamamen hissettiğim yoğunluktan geliyor. Şunu fark ettim; insanın kendini anlamaya çalışması, kendine emek vermesi, güçlü ve zayıf yanlarını görmesi ve buna rağmen kendini kabul etmesi… aslında kalbine sevgi tohumu ekmek gibi. Zamanla o zayıf yanlarını dönüştürmeye çalıştıkça ve değişimini fark ettikçe o his büyüyor. İçinde bir dinginlik oluşuyor. Belki de bu, o tohumların yeşerdiğini gösteriyor. Çünkü insan kendinde olmayan bir şeyi başkasına veremiyor. Kendini sevmeye başladığında ise o sevgi zaten içinden taşıyor, paylaşmak istiyor. Sevgi denilince aklımıza sadece roma...

İlahi İlham: Analiz Etmeyi Bırakıp "Hayat Sarhoşu" Olmak

Resim
    Bazı kitaplar vardır; sadece bilgi vermez, o an içinden geçtiğiniz karmaşaya bir ayna tutarak her şeyi bir anda berraklaştırır. Son dönemde üzerine çokça düşündüğüm ve kalbimi "pır pır" ettiren o yaratım sürecinin adını bu kitapta buldum:  İlahi İlham. Hayatta bazen öyle anlar oluyor ki, kalbim yoğun bir minnet ve heyecan duygusuyla dolup taşıyor. Bahsettiğim, devasa olaylar değil; sahilde yürürken izlediğim bir gün batımı, kendi sessizliğinde akan bir hayat ya da o tek başınalıktan duyulan saf haz... Aslında bunlar, kalbime temas ettiğim içsel yolculuk anları. Kitapta bu durum,  bolluk hissinden gelen bir taşma hali  olarak tanımlanıyor; yani sevginin ve yaşama sevincinin dışarıya sızması. Sorgulanmamış Bir Hayat ve Düşünmenin Tuzağı Peki, bu hali yaşamamızı sağlayan nedir? Geçenlerde izlediğim bir videoda konuşmacı şu etkileyici cümleyi kurdu:  “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.” Hayatı anlamaya çalışan ve duygularını sürekli analiz eden ...

Rezilyans: Hayat Devam Ediyorken Akışta Kalabilmek

 Geçen gün dinlediğim bir podcastte şöyle bir sohbet geçti: “Sen hüzünlüsün diye hayat durup sana yol vermeyecek. Hayat akmaya devam edecek; ediyor ve durmuyor.” Muhtemelen bu cümleleri hayatınızda en az bir kez duymuşsunuzdur. Ben de daha önce duymuştum. Ancak sohbetin devamında sorulan bir soru beni düşündürdü: Hayat durmuyorsa, biz neden hüzünlü anlarımızda hayatı durduruyoruz? Neden her şeyden el etek çekiyor, kabuğumuza çekiliyoruz? Aslında bunu çoğu zaman bilinçsizce yapıyoruz; teması azaltmak, içten gelen isteksizliğimize uyum sağlamak için. Oysa güneş batmaktan vazgeçmiyor, rüzgâr esmeye devam ediyor. Rutinlerimize devam etmemizin önünde gerçek bir engel yok; çoğu zaman engel sadece biziz. Burada altı çizilen nokta üzülmemek ya da duyguları yok saymak değil. Asıl soru şu: Bu duyguları yaşarken, onları hayatın tamamına yaymak zorunda mıyız? Bir konuyu çözmeye çalışırken neden diğer güzelliklerden kendimizi alıkoyuyoruz? Neden her gün yaptığımız yürüyüşlere çıkmıyoruz,...